Loading...
MartinNedenMutsuz

Bölüm I - Martin Neden Mutsuz?

Yazar: Tunahan Alaftekin, Okuma Süresi: 7 dk.

******

Avokado Krallığı… Batı Avrupa’da, okyanus kıyısında bir ülkecik. Düşük nüfusa, küçük yüzölçümüne sahip. Eğitim düzeyi, kişi başına düşen milli gelir, insani gelişmişlik gibi endekslerde üst sıralarda. Parlamenter monarşi ile yönetiliyor. Evet. Temsili bir kral, başbakan ve bakanlar kurulu var. Nüfusun çoğu Avokado ırkından ve bir de az sayıda Mango var. Ülkede genel olarak Avokadoca konuşuluyor.  Ordusu yok ama NATO ve AB üyesi. Dünya meseleleriyle pek alakadar değiller. Mutlu, huzurlu, kendi kendine yeten bir ülke.

En bilinen özelliği Dünya Kupası elemelerinde averaj takımı olan bu ülke son zamanlarda uluslararası medyada başka bir mesele yüzünden hatırı sayılır bir yer işgal ediyor.

Önce iktidardaki Avokado Sevenler Partisi’nden bahsedelim. Liderleri Adolf Macron. Orta yaşlı, orta boylu bir adam. Asabi bir mizacı var, biraz bağnaz. Astığım astık kestiğim kestik değil ama dediğim dedik çaldığım düdük kafasında. Sık sık öfkelenir ve öfkelenince çok komik olur. Siyasi anlamda ortanın sağında. Tabi partisi de öyle. (Yavaş yavaş aşırı sağa evrilecekler. Özellikle referandum sürecinde…) Adolf, hanedanlığın damadı. Yani Kral Nicola’nın kız kardeşi Lena’yla evli. İki çocuğu var çiftin. Yirmi beş yaşındaki Donald parlak bir genç. Yurt dışında siyaset bilimi eğitimi almış. Doğudan, batıdan, geçmişten, günümüzden birçok okuma ve hatta çeviri yapmış. Avokadocanın yanı sıra İngilizce, Yunanca ve Arapça biliyor. Uluslararası meselelerle çok ilgili. Babası gibi muhafazakar değil. Daha çok liberal ve özgürlükçü biri. Kız kardeşi yirmi yaşındaki Anna ise Donald’ın aksine apolitik bir profil. Piyano ve resim gibi sanatlarla ilgileniyor. Prens Makaveli ise kralın küçük oğlu yani bir bakıma veliaht. Eniştesi Adolf Macron ile aralarından su sızmıyor. Çok uyumlu bir ikili. Gerek asabi olmaları gerek de siyasi çizgileri birbirine benziyor.

Referandum… İşte Avokado Krallığı’nın dünya kamuoyunda konuşulma sebebi. Her şey Martin’in yaptığı basit bir ödevle başladı.

**

Martin ilkokul ikinci sınıf öğrencisi, Mango halkından bir çocuk. Her akşam olduğu gibi okuldan evine geldi. Çantasını kenara bıraktı. Yemeğini yiyip ödevine koyulacaktı. Sonra da biraz televizyon izleyip uyurdu herhalde. Yemeğini yedi, odasına doğru yürürken ninesini gördü.

‘’Ne yapıyorsun nine?’’

‘’Gel yavrum. Rahmetli dedenin bana yazdığı mektupları okuyordum.’’

Martin heyecanlandı. Mektuplardan birini bakmak üzere eline aldı. Okumayı yeni yeni söken her çocuk gibi meraklıydı. Ama bir sorun vardı. Harfleri tanıyor, heceleri birleştiriyor ama anlam veremiyordu. Okumayı mı unutmuştu yoksa?  Daha neler… Mektup başka bir dille yazılmıştı.

‘’Bu hangi dil nineciğim?’’

‘’Mangoca yavrum.’’

Mango? Duymuştu bu kelimeyi ama ne olduğu hakkında pek fikri yoktu.

‘’Bizim ana dilimiz.’’

‘’Biz Mango muyuz?’’

**

Mango halkı Avrupa’nın çeşitli bölgelerine dağılmış bir azınlık topluluğu. Belli bir devletleri ve vatanları yok. Dilleri ve kültürleri unutulmaya yüz tutmuş. Genelde ön yargıya ve bazı yerlerde ayrımcılığa maruz kalırlar. Bu yüzden birçok Mango yaşadığı ülkede etnik kimliğini açıklamak istemez.

Martin birdenbire heyecanla atıldı.

‘’Ben de istiyorum!’’

Ninesi hafif bir gülümseme ve şaşkınlıkla torununa baktı

‘’Dilimizi öğrenip dedemin sana yazdığı bütün mektupları okumak istiyorum.’’

Ama önce yapması gereken bir ödevi vardı.

Kompozisyon yazmalıydı. Öğretmen, Martin ve arkadaşlarından kendilerini mutsuz eden bir şeyden bahsetmelerini istemişti.

Ertesi gün sınıftaki öğrenciler birer birer kompozisyonlarını okudu. Martin’in içi içine sığmıyordu. Sıra kendisine gelince ayağa kalktı.

‘’Değerli öğretmenim ve sevgili arkadaşlar…

Bizi mutlu eden birçok şey olabilir hayatta. Mesela resim yapmak, müzik dinlemek gibi… Bunları yapınca mutlu oluruz. Ama bazı şeyleri yapamayız. Yeteneğimiz yoktur. O yüzden mutsuz oluruz. Mesela ben Mango dili bilmediğim için mutsuzum.’’

Mango dili de neydi? Yeniyor muydu? Sınıf önce şaşırdı. Sonra kıkırdamalar başladı.

‘’Dün gece babaannem, ölmüş dedemin kendisine yazdığı mektupları inceliyordu. Bana da gösterdi ve ben okuyamadım. Çok üzüldüm. Ben mango dili öğrenmek istiyorum bir an önce.’’

Öğretmen araya girdi.

‘’Çocuklar, haydi biraz teneffüse çıkın. Derse ara verelim.’’

‘’Ama daha zil çalmadı ki?’’

‘’Dışarıya dedim!’’

**

Okul müdürü odasında sakin sakin gazetesini okuyup çayını yudumlarken kapısı çalındı. Öğretmen içeriye girdi.

‘’Buyurun hocam?’’

‘’Bir öğrencim var, adı Martin. Mangoca öğrenmek istediğini söyledi.’’

Müdür gözlüğünü çıkarıp masanın üzerine koydu. Öğretmene baktı.

‘’E, öğrensin o zaman. Problem ne?’’ dedi ve devam etti.

‘’Hatta… Başka öğrenciler de isterse Mangoca sınıfı açalım. Belki Mango olmayan öğrenciler de katılmak ister. Kim bilir, belki bir gün Avokado Üniversitesinde bir enstitü açılır. Bu halkın dili ve kültürü üzerine incelemeler yapılır.’’

‘’Veliler ne der?’’

‘’Ne diyecekler canım? Zorla değil ki.’’

Zorla değildi ama zordu. Ülkenin eğitim yasalarına göre her çocuk istediği dersi öğrenebilirdi. Ama daha önce etnik bir dil öğrenmek isteyen çıkmamıştı.

‘’Ben yine de bakanlıktan izin alalım derim müdür bey.’’

Öyle yaptılar. Eğitim Bakanlığı’na yazılan yazı medyaya düştü. Oradan da sosyal medyaya düşen konu ülkede infial yarattı. İnsanlar hararetli tartışmalara başladı. Sakin bir hayatı olan Avokado ülkesi bu tür durumlara alışık değildi.

‘’Canım, ne var çocuk Mango dili öğrenmek istemişse? Tamam ben de Avokadoyum ama herkesin bireysel tercihi söz konusu.’’

‘’Yanlış düşünüyorsun. Irkçı değilim, benim de bir iki tane Mango arkadaşım var. İyi insanlar. Ama bir ülkede tek dil olur. Yoksa bölünürüz.’’

**

Tüm bu ateşli tartışmalar yapılırken kralın ve hükümetin görüşleri merak ediliyordu tabii. Saraydaki akşam yemeğinde konu açıldı.

‘’Medyadaki tartışmalardan haberiniz var mı babacığım?’’

‘’Şu küçük çocuğun Mangoca öğrenmek istemesini diyorsun? Önce sizin fikirlerinizi alayım.’’

Damat Adolf, kaşığı kibarca masaya bırakıp ağzını sildi. Boğazını temizledikten sonra söze girdi.

‘’Burası Avokado Krallığıdır. Takdir de, yetki de yüce kralımızındır. Ancak naçizane görüşüm şu ki ülkemizi karıştırmak isteyen bir grup çılgına göz açtırmayalım. Dilimiz bellidir. Biz Avokadoyuz!’’

Kral ‘anladım’ anlamında başını salladı ve oğluna döndü. Makaveli, soruyu beklemeden cümlesini kurdu.

‘’Eniştemle aynı fikirdeyim. Böyle şeylerin önü alınamaz. Yarın televizyon kanalı falan da kurmak isterler.’’

‘’Kursunlar, zararı ne ki?’’

Adolf, oğluna kızgınca baktı. Kralın yanında öfkesini belli etmemeye çalıştı.

‘’Donald… Yemeğini bitirdiysen git kitap falan oku. Büyükler konuşuyor burada.’’

Kral Nicola araya girdi ve yeğeninin masada kalmasını söyledi.

‘’Onun görüşleri benim için önemli. Hatta tüm halkın görüşleri benim için önemli. Ben demokrat bir adamım. Diyorum ki referanduma gidelim. Halk ne derse o olsun.’’

‘’Bu tarz şeyler halka sorulamayacak kadar önemlidir babacığım.’’

‘’Devlet, halkın daha iyi şartlarda yaşaması için bir araçtır. Halk devlet için değil devlet halk için var olmalıdır. Tabi ki kralımızın buyurduğu gibi halka sorulmalıdır.’’

‘’Kes sesini Donald! Ne ara büyüdün de devlet işlerinde ahkam kesmeye başladın?’’

Kral, otoritesini kullanarak tartışmayı bitirdi ve masadan kalktı.

‘’Afiyet olsun.’’

**

Ertesi gün basın toplantısı için gazeteciler toplanmıştı. Veliaht Prens Makaveli ve Başbakan Macron yerlerini aldı.

‘’GZT House’dan muhabir Tom… Efendim yüce kralımızın takdirini herkes merak ediyor. Ne konuşuldu acaba?’’

Prens Makaveli:

‘’Arkadaşlar… Kralımız referandum kararı aldı.’’

Adolf Macron:

‘’Tarihimizdeki ilk referandum olacak. Umarım son olur ve bir daha bu tür saçmalıklarla uğraşmayız.’’

‘’Efendim… Kamuoyunda çok tartışıldı. Sizin görüşünüz nedir? Okullarda Mango dili öğretilmeli mi?’’

Prens:

‘’Kimse kralımızın yumuşak yüzünden istifade etmeye kalkmasın. Bu seçimde ‘evet’ çıkmayacak. Elimizden geleni yapacağız. Tabi ki öğretilmemeli! Dilimiz tektir!’’

Adolf Macron:

‘’Başka sorusu olan yoksa dağılabiliriz arkadaşlar. Teşekkür ediyorum.’’

**

Referandumda okullarda Mango dili öğretilmesi, üniversitede Mango Enstitüsü açılması, Mango dilinde basın-yayın ve kültür sanat faaliyetleri yapılabilmesi gibi maddeler oylanacaktı. ‘Evet’ çıkarsa bu tür şeyler Avrupa için de ilk olacaktı.

**

Mutsuzlar Hareketi…

Başta gülenler oldu. Sonra yavaş yavaş ciddiye alındılar. Taraftarları da aleyhtarları da artmaya başladı. Her aykırı hareket gibi gençlerden ilgi gördü. Parti binası, fakülte kantini gibi cıvıl cıvıldı. Hareket yurt içinde, yurt dışında, televizyonlarda, okullarda tartışma ve etkinliklere konu olmaktaydı.

Liderleri Luther Quenn, Martin’in babası. Evet. Kompozisyonuyla ülkeyi karıştıran Martin…

Luther Quenn, tıpkı oğlu gibi idealist ve heyecanlı bir adamdı. Oğlundan ilham alıp harekete geçti ve referandum çalışmalarına başladı. Bakalım sandık ne gösterecekti. Eşi, yani Martin’in annesi Britney ise endişeliydi. Başka ülkelerdeki Mangolar sıkıntılar yaşasa da kendileri iyi durumdaydılar. Ne gerek vardı böyle bir işe kalkışmaya? Ya sandıktan hayır çıkar ve başlarına bir şey gelirse? Sınır dışı edilebilirlerdi. Bir yandan da kayınvalidesini suçluyordu.

**

Luther Quenn, arabasıyla parti binasına doğru ilerlerken trafik kilitlendi.  Neden acaba? Neyse… Moralini bozmadı. İçindeki umut ve heyecandan ötürü herhangi bir şey onu üzemiyordu. Radyoda devamlı maruz kaldığı Adolf’un itici sesi bile…

‘’Herkes haddini bilecek! Bir avuç teröriste ülkemizi yedirmeyeceğiz!’’

Bay Quenn şaşırdı. Bu kadarını beklemiyordu. Ne teröristlik yapmışlardı? Çakı bile yoktu ellerinde…

‘’Bu arada sevgili dinleyiciler…’’ diye araya girdi radyo spikeri.

‘’D4 yolu çıkışında bir cinayet işlendiği haberini aldık. Trafik o noktada kilitlendi.  Polis yaklaştırmıyor ve maktülün kim olduğu henüz açıklanmadı. Gelişmeleri aktaracağız.’’

D4 yolu, Quenn’in ilerlemekte olduğu yoldu. Zaten ülkede kaç tane yol vardı ki? Parti binasına yaklaştığında bir kalabalıkla karşılaştı. Girişe doğru yürürken uzaktan polisleri gördü. Yoksa partileri mi kapatılacaktı? Daha neler… O kadar da ileri gidilmezdi herhalde. Hem krala rağmen bu ülkede zorbalık yapılabileceğini düşünmüyordu.

‘’Hayrola memur bey? Neler oluyor?’’

‘’Bay Quenn?’’

‘’Evet, benim?’’

‘’Bizimle geleceksiniz. Prens Makaveli suikasti hakkında ifadenize başvurulacak.’’

*****