Loading...
Degisim

Bölüm II - Değişim

Yazar: Duygu Moral, Okuma Süresi: 7 dk.

******

İlişkide yaşadığımız çatışmaların en büyüğü, karşımızdaki kişiyi değiştirme ve kendi isteklerimiz doğrultusunda şekillendirme çabamızdan kaynaklanmaktadır. Değişim, zamanla ilişkide aradığımız en büyük kriter haline gelir. Karşımızdakini değiştirmeye çalıştıkça, onu olduğu gibi kabul ettiğimiz haline uzaklaşır ve adeta karşımızdaki kişiye yabancılaşırız. Çoğu zaman beklentilerimiz bizi ele geçirir ve kendimizi sevmekten vazgeçercesine, karşımızdakini kendi sevme şeklimize muhtaç bırakırız. Tüm bu süreçte kendimizin ne yaptığına odaklanırken, karşımızda kişinin de yapmadıklarında ya da eksik yaptıklarına takılı kalırız. Beklentilerimiz karşılanmadığında ise en kolay olanı, karşı tarafı suçlamayı tercih ederiz.  Öncelikle beklentilerimizin bir sonu ya da bir derecesi olup olmadığını sorgulamamız gerekir.

Yaşadığımız ilişkinin zamanla yapılacaklar listesine dönüşüp dönüşmediğini belirlemek zor da olsa ilişkinin dinamiklerini belirleyen ölçütlerden bir tanesidir. Öncelikle sorgulamak ve anlam bulmaya çalışmak gerekir; yaşadığım ilişkiden, ilişkiyi yaşadığım bireyden ve kendimden ne bekliyorum? Bunları beklerken ihtiyacım olan hangi duyguyu besliyorum?

Bütün bu sorgulama ve anlam çıkarma sürecini ilişkinin ilerleyen zamanlarında yapmak karşılıklı olarak kişilere zarar verebilir ve hayal  kırıklığına yol açabilir. Bu yüzden bunları ilişkinin en başında değerlendirmek ilişkininin daha sağlam temeller üzerine kurulmasını destekler. İlişkiye başlarken ortak noktalarımıza odaklanırken farklılıklarımızı görmezden gelmeyi seçeriz. Perde aralandığında ise farklılıklarımız bize negatif gelmeye başlar ve ilişki, değiştirmek istediklerimiz listesine dönüşür. Liste kabardıkça yaşadığımız derin mutsuzluk da beraberinde gelir ve kendimizi ilişkinin çıkmazında buluruz. Hayatımız ile ilgili değiştirmek istediğimiz şeyler, beklentilerimizin değişimi ile başlar.

İlişkiyi iyi yönetebilmek, karşımızdaki kişi ile ortak noktalarımızdan ibaret değildir. Farklılıklarımızdan faydalandığımızda ilişki daha heyecanlı hale gelebilir. İlişkiyi bir çocuğun bul-tak oyuncağına benzetelim. Zeminde üçgen, daire, dikdörtgen gibi çeşitli şekler var. Senin bir kare olduğunu farz edelim.. Kendine en uygun ya da en yakın olanı, bir dikdörtgeni seçiyorsun. İlk başlarda o şeklin dikdörtgen olmasını önemsemiyor, nasılsa uyum sağlayabiliyorum diyorsun. Daha sonra bulunduğun yer, aranızdaki boşluk seni rahatsız etmeye başlıyor. Sen diyorsun ki biraz daha küçülebilirsin, eşit olabilirsin. Karşındaki inatla sen neden biraz daha esnemiyorsun diye soruyor. İstenilen düzeyde bir ilişki için iki tarafın da aynı ya da benzer olmasını diretmek yerine, aynı olmayan yanlarını deneyimlemeyi ve kabul etmeyi öğrenmesi ve dünyaya onun baktığı yerden de bakabilmeyi tecrübe etmesi gerekir. İlla bir bütün olmak için neden karşı tarafın değişmesini ya da karşımızdaki ile tamamen aynı olmayı bekliyoruz ve ilişkilerdeki bu aynılaşma çabamız bize ne tür zararlar veriyor? Ya karşı taraf kendisi olmaktan vazgeçiyor ya da biz, biz olmaktan vazgeçiyoruz. Birlikte bir bütün olabilmek için uğraşırken ikimiz de ayrı birer yabancıya dönüşüyoruz ve sorunun kaynağını karşı tarafta aramaktan vazgeçmiyoruz. Hep ben yapıyorum, ben uğraşıyorum, ben değişiyorum, ben çabalıyorum. Ben.. Ben.. Ben.. demekle yetiniyoruz.

Ne istediğimizi ifade etmek yerine ne istemediğimize takılıp eleştirel yaklaşıyoruz. Karşı tarafa isteklerimizi açık bir şekilde ifade etmeyi unutuyoruz. İstemediklerimiz yaşadığımız ilişkinin temelinde bir araç iken, istediklerimiz amaç olabilir. Biz amacımızdan uzaklaşarak ilişkinin geleceğine odaklanmak yerine, ilişkinin var olanını eleştirerek zamanımızı harcıyoruz. İlişkide çözmek istediğimiz çatışmalarda ortak noktaya ulaşabilmek için karşılıklı adım atmak çoğu zaman birbirine değer veren, saygı duyan iki insanın gelmek istediği nokta oluyor.  Kendimize nasıl davranılmasını istediğimizi dile getirebildiğimiz noktada ise biz karşı tarafa aynı opsiyonu tanıyor muyuz?  Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, karşı tarafa öyle davran cümlesinde biz terazinin hangi tarafında yer almayı tercih ediyoruz.  Karşılıklı olarak gelinen noktada değişim sürecini gözlemlemek ilişkide karşımızdaki kişiye gösterdiğimiz tolerans evresi olarak düşünülebilir. Bu evreyi kendimize ve karşıdaki kişiye bir sınav haline getirmemek için anlayış çok önemlidir İlişkinin olgunlaşması, beklentilerin karşılanması ve çatışmaları doğru yöntemlerle çözdükten sonra değişim sürecinin sağlıklı yürümesi için zaman, ilişkinin ilacı olarak düşünülebilir.

İlişkilerimizde, sosyal çevremizde, ailemizde yaşadığımız sıkıntıların temel kaynağına inmek bazen çözümün kendisi iken biz anı yaşamanın doğruluğuna ve büyüsüne kapılıp geçmişi görmezden geliyoruz. Evet geçmişte takılı mı kalacağım anı yaşamalıyım dediğinizi duyar gibiyim. Hayatı, anı, ilişkiyi olduğu gibi kabullenebiliyor muyuz peki? Karakterimiz, çocukluk anılarımız, nasıl büyüdüğümüz, aile bağlarımız, yada çevremiz bu duyguları olduğu gibi yaşamamıza gerçekten izin veriyor mu? Biz bu sürecin tam olarak neresindeyiz? Şimdi bütün bu faktörleri ele aldığımızda ilk nereden başlarız, neyi değiştirmek isteriz? Geçmişte neler değişirse şimdi istediğimiz “ben” oluruz ya da karşımızdaki istediğimiz “sen” olur?

Geçmiş değişmiyor ve çoğu zaman ondankaçtığımızı sandığımız zamanlada hayatımızın farklı yerlerinde karşımıza acımasızca çıkabiliyor. Fakat biz geçmişten anlam çıkarmayı ve ilişkilerimizde geçmişin zihinsel hatıralarından faydalanarak tohumları meyveye dönüştürmeyi bilmiyoruz. İlişkide izin vermediğimiz duygularımız, geçmişte yaşadığımız travmalarımızla bağlantılı anılarımızdan bir bir su yüzüne çıkmayı başarıyor. Ne istediğimizi bilmek, kendi ruhumuzda özgürleşmekten ibarettir. Yaşadığımız çatışmalarda kendi ruhunda özgürleşebilmek için karşı tarafın davranışlarından hangi duygular bize merhaba diyor? Aynaya bakmak gibi çoğu zaman. Evet geçmiş değişmiyor, hayatımızdaki kişi değişmiyor, kurallarımız değişmiyor, beklentilerimiz değişmiyor ve biz değişmez bildiğimiz her şeyin anahtarının kendi içsel değişim sürecimizden başladığını kabul etmekte zorlanıyoruz.

Ben olmak için, sen olmak için ve biz olmak için, ilk aynaya bakmak gerekiyor. Aynada gördüğümüz halimizi ne kadar seviyoruz? Çevreye, insanlara, hayatımızda yer alan her kişiye ne kadar bağlı, ne kadar bağımlıyız? Söylenenlerden ne kadar etkileniyoruz? En önemlisi de kendimizi ne kadar seviyoruz? Kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimizde ve sevdiğimizde iki türlü sonuca varabiliyoruz. Karşı tarafı mutsuz eden davranışlarımız olduğunda “ben böyleyim” deyip kendi kabuğumuza çekilebiliyoruz. Ya da kendimizi olduğumuz gibi kabul ettiğimizde içsel doyumu yakaladığımız için karşı tarafın sevgisine bağımlı olmaktan kurtulup daha mutlu yaşayabiliyoruz.

Öncelikle her şey sorgulamaktan başlıyor. Şimdi kendimize hazırlayacağımız bir soru listesi önümüze çıkıyor. Soru hazırlamak, farkında olma aşamasının en gizli kriteri olarak yorumlanabilir. Bir sınava hazırlandığımızı düşünelim, konunun akılda kalması için etkili yöntemlerden bir tanesi de konu ile ilgili soru hazırlamaktır. Bunu kendi hayatımız için düşündüğümüzde hazırladığımız sorular her zaman sorun olduğunu düşündüğümüz yerlerden gelecektir. Bazen cevap veremesek bile hazırladığımız soru bize çok şey anlatır. Çünkü biz o soruyu hazırladığımızda çoktan bilinçaltı fonksiyonlarınız devreye girecek ve yaşadığımız ve üstünü kapatmaya çalıştığımız her yaşantıyı, beklentiyi, ihtiyacımız olan duyguyu kelimelere dökmeye başlayacaktır.Yaşadıklarımız hala sorulara dökülemiyorsa en başa dönmekte ve kendimizle yüzleşmekte fayda olduğu gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.

Farkında olmayı, değişim sürecini başlatmak için ilk aşama olarak değerlendirebiliriz. Kendimizde yarattığımız bu farkındalık sürecinin devamında 3D kuralına (Duygu-Düşünce-Davranış) geçmeyi deneyebiliriz. Bizi mutsuz eden, yaşantımızın önüne geçen olaylara önce bir ve on arasında puan vererek ne kadar etkilendiğimizi belirleyebilir ve sonrasında bu olaydaki BEN ne hissediyorum, ne düşünüyorum ve nasıl davranıyorum noktalarına değinerek olayı çözümleme sürecine girebiliriz. Bu olayın sonucunda hissettiğim duygu bu, ve bunun yerine hissetmek istediğim duygu bu diyerek eksikliğini yaşadığımız ve kendimizde tamamlamaya çalıştığımız duyguyu bulabiliriz. Eğer yaşadığımız olay ya da karşılaştığımız davranış üzerinden zaman geçtiyse, ilk yaşadığımızdaki tepki ile şuanki vereceğimiz tepki arasındaki zamanın yarattığı farklılığı gözlemleyebiliriz.

Hep aynı şeyleri yaşadığımızı düşünüyor olabiliriz. İlişkilerimizde karışımızdaki kişi farklı olsa bile kendimizi aynı döngü içinde bulduğumuz zamanlar oluyor. İçinde bulunduğumuz durumu çözümlemek için kendimizde, hayatımızda, olaylara bakış açımızda nelerin değiştiğini bulmamız gerekiyor. Gitmek istediğimiz yolda üzeri çivilerle dolu bir tahta parçası olduğunu düşünelim. İlk sefer geçtiğimizde canımız çok yandı ve ayaklarımız kanadı. İkinci kez aynı yolu denedik. Üçüncü kez kendimize yeni bir yol bulmak isteriz yolumuzu değiştirip farklı yerden gitmek isteriz. Fakat aynı süreci ilişkilerimizde yaşarken yanlış olduğunu bildiğimiz yolları tercih etmekten vazgeçemiyoruz. Hep aynı çiviye basıp ayağımızın kanamamasını bekliyoruz. Kendi hayatımızı güzelleştirmek için kendi atacağımız adımların önemini karşı tarafın yapacaklarına bağlayarak yürüdüğümüz yolun şeklini, uzunluğunu başkalarının kararına bırakırken en önemlisi de yolculuğun keyfini yaşamayı erteliyoruz.

İlişkide yaşadığımız çatışmalarda süreci doğru yönetmek için doğru adımları attığımızdan emin olmak çok önemlidir. Söylenilen şeyler ve verilen tepkiler yanlış anlaşıldığında yaşadığımız duygular ve verdiğimiz tepkiler ilişkimizi çıkmaz yollara sokabilir. Bu noktada duygularımızı regüle edebiliyor olmak çok önemlidir.  Tepkilerimizi göstermeden önce karşı tarafın sakinleşmesini beklemek, duyguların gözlemlenmesine izin vermektir. Problemin çözümü için konuşmayı bir süre ertelemek vücudun ısı, solunum gibi fizyolojik reaksiyonların dengelenmesini beklemek karşılıklı olarak ilişkinin sağlığını anlık zararlardan koruyacaktır. Sürekli tek bir tarafın karşısındakini rahatlatması, duygularını dengelemeye çalışması ilişkide bağlılıktan öte bağımlılığın olduğunu göstermektedir. Bu durum bağımlı olan kişiye de karşı tarafa da hem ilişki anlamında hem de duygusal anlamda ciddi zararlar verebilir.

Ve yaşantılarımızı değerlendirirken unutmamamız gereken en önemli şey; senin iyi olmanın karşındaki kişinin sorumluluğu olmadığını bilmektir. Karşımızdaki kişi davranışlarıyla mutluluğumuzu huzurumuzu olumsuz yönde etkiliyorsa sınırları koymak kendimize yapacağımız bir iyilik olacaktır. İlişkinin iyileşmesi için önce kendimiz iyileşmeliyiz. İyi olmak, bazen hasta olmamak değildir. İyi olmak sadece iyi olmaktır. Ve ilişkide değiştirmek istediğimiz şeylere karar verdiğimiz noktada karşılıklı olarak harekete geçmeye ne kadar hazır olduğunuz da önemlidir. Nerede beklemek gerektiğini ya da nerede harekete geçmek gerektiğini doğru karar vermek ilişkinin temel ilacıdır. Haklı olmanın insanı mutlu etmediğini fark etmek gerekmektedir. İlişki içerisinde girilen haklılık savaşı, rekabete dönüşür ve yaşanılan duyguların üstünlük çabasına girerse ilişkinin zarar görmesi kaçınılmazdır. Sevginin, nezaketin, saygının ilişkide ki değişim sürecinde en olumlu değişkenler olduğunu unutmamak ve içimizdeki değişimin her an devam ettiğini bilerek yaşamak gerekir.

*****